Ateşkes sonrası ABD, İsrail ve İran arasındaki tansiyon müzakere masasına taşındı. Pakistan ara buluculuğunda yürüyen görüşmelerde tarafların talepleri arasındaki derin farklar dikkat çekiyor.
ABD, İsrail ve İran arasındaki gerilim, ateşkesle birlikte yeni bir müzakere sürecine girdi. Çatışmaların büyük ölçüde durmasına rağmen, krizin sona erdiği söylenemez. Odak noktası cephe hattından müzakere masasına kayarken, Pakistan’ın ara buluculuğunda yürütülen temaslar tarafları doğrudan karşı karşıya getirdi.
10 maddelik bir plan üzerinden ilerlediği belirtilen görüşmelerde henüz net bir uzlaşıya varılamadı. Birinci turda somut sonuç alınamaması, sürecin muğlak bir zeminde ilerlediğini gösteriyor. Taraflar ikinci tur görüşmelerine hazırlanıyor.
Sahadaki gelişmeler bu belirsizliği destekliyor. Ateşkese rağmen İsrail’in Lübnan hattındaki saldırıları, ABD’nin Hürmüz Boğazı çevresindeki askeri baskısı ve İran’ın sert mesajları, tarafların nihai hedeflerinden vazgeçmediğini gösteriyor. ABD Başkanı Donald Trump, ‘Hürmüz açılmalı, aksi halde çok daha sert adımlar atarız’ derken, İran ‘Boğaz üzerindeki kontrolümüz egemenlik meselesidir’ yanıtını verdi.
Müzakere masasında tarafların talepleri birbirini dışlayan bir çerçeve çiziyor. Bölge Araştırmaları (BAM) İran Uzmanı Dr. Hurşit Dingil, sürecin başlangıç aşamasında maksimalist taleplerle şekillendiğini belirtiyor. Tarafların ortak bir metin açıklamaması, ‘psikolojik üstünlük kurma çabası’ olarak değerlendiriliyor.
İran’ın talepleri arasında dondurulmuş mal varlıklarının serbest bırakılması, yaptırımların kaldırılması, ekonomik sonuçların telafisi ve Hürmüz Boğazı üzerindeki kontrolün korunması yer alıyor. ABD ise İran’ın nükleer silah sahibi olmayacağına dair kesin taahhüt, ‘sıfır uranyum zenginleştirme’ talebi ve mevcut stokların tasfiyesini istiyor. İran’ın yaklaşık 540 kilogram yüzde 60 zenginleştirilmiş uranyum kapasitesine sahip olması, bu başlığı kritik hale getiriyor.
İran ekonomik ve egemenlik alanını korumaya çalışırken, ABD İran’ın stratejik kapasitesini sınırlamayı hedefliyor. Bu durum, müzakere masasını uzlaşmadan çok güç dengesi mücadelesinin sürdüğü bir alan olarak öne çıkarıyor.
Müzakerelerin merkezindeki İran’ın nükleer programı, askeri ve siyasi gelişmelerle birlikte yeniden şekilleniyor. Dr. Hurşit Dingil, önceki dönemlerde sıkça gündeme gelen balistik füze programının bu süreçte doğrudan masaya gelmemesine dikkat çekiyor. Bu durum, İran’ın asimetrik kapasitesini büyük ölçüde koruduğunu gösteriyor.
ABD’nin nükleer program üzerinden baskıyı artırması, bir dengeleme stratejisi olarak görülüyor. Washington’un ‘sıfır zenginleştirme’ hedefi, İran’ın uzun vadeli stratejik kapasitesini törpülemeye yönelik bir hamle olarak değerlendiriliyor. Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (IAEA) verileri, İran’ın zenginleştirme kapasitesinin arttığını gösteriyor ve bu durum müzakere sürecini karmaşıklaştırıyor.
Ateşkes sonrası çatışmanın doğrudan askeri yöntemlerden daha karmaşık bir baskı modeline evrilmesi de dikkat çekiyor. Dr. Dingil, bu süreci ‘hibritleşme’ olarak tanımlıyor. ABD’nin Hürmüz Boğazı’na yönelik askeri ablukası, bu dönüşümün somut örneklerinden biri olarak öne çıkıyor. Bu hamle, İran’a karşı baskı unsuru olmanın yanı sıra, küresel enerji dengeleri üzerinden de geniş bir mesaj içeriyor.
Mevcut süreç, klasik bir savaş sonrası müzakere döneminden çok, farklı araçların aynı anda kullanıldığı çok katmanlı bir güç mücadelesi olarak şekilleniyor. Tarafların talepleri arasındaki derin farklar kısa vadede kapsamlı bir anlaşma ihtimalini zayıflatıyor. Sahadaki gerilimin tamamen ortadan kalkmaması, müzakerelerin kırılgan bir zeminde ilerlediğini gösteriyor.
Urfa Pusula, Şanlıurfa ve ilçelerinde yaşanan son dakika gelişmelerini, yerel gündemi ve önemli olayları hızlı, doğru ve tarafsız bir şekilde okuyucularına ulaştırmayı amaçlayan dijital haber platformudur. Geniş içerik ağıyla bölgenin nabzını tutar.
Yorum Yap